|
Kilistra Antik
Kenti Konya'nın 34 km. Güney batısındaki Hatunsaray Bucağının 16 km kuzey
batısındaki Gökyurt Köyü Sınırları içerisinde yer almaktadır. Yapılan
çalışmalarda M.Ö III. y.y kadar yerleşim olduğu anlaşılmıştır. listradan (Hatunsaraya)
gelip Mistiya'ya Beyşehire doğru devam eden tarihi kral yolu (Vig Seboste)
üzerinde yer alamaktadır. |
Hz. Mevlana'nın Hayatı
Mevlâna 30 Eylül
1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan
Ülkesi'nin Belh şehrinde doğmuştur.
Mevlâna'nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında
"Bilginlerin Sultânı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahâeddin
Veled'tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.
Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta
olan Moğol istilası nedeniyle Belh'den ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'I-Ulemâ
1212 veya 1213 yılllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte
Belh'den ayrıldı.
Sultânü'I-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde
tanınmış mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaştılar. Mevlâna burada
küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini
kazanmıştır.
Sultânü'I Ulemâ Nişabur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile
Kâ'be'ye hareket etti. Hac farîzasını yerine getirdikten sonra, dönüşte
Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu
ile Lârende'ye (Karaman) geldiler. Karaman'da Subaşı Emir Mûsâ'nın
yaptırdıkları medreseye yerleştiler.
1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'/-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl
kaldılar. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile
Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin
Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun'u kaybeden Mevlâna bir
çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu
evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike
Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.
Bu yıllarda Anadolunun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti'nin egemenliği
altında idi. Konya'da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile
donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu
Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd
idi. Alâeddin Keykubâd Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan
Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi.
Bahaeddin Veled Sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228
yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini
muhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni
ikametlerine tahsis ettiler.
Sultânü'l-Ulemâ 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri
olarak, Selçuklu SarayınınGül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak kullanılan
Mevlâna Dergâhı'ndaki bugünkü yerine defnolundu.
Sultânü'I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın
çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler.
Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi
Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Vaazları kendisini dinlemeye gelenlerle
dolup taşıyordu.
Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna
Şems'de "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüştü.
Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü.
Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha
sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkûbî ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî'nin
yerini doldurmaya çalıştılar.
Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım"
sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 Pazar günü Hakk' ın rahmetine
kavuştu. Mevlâna'nın cenaze namazını Mevlâna'nın vasiyeti üzerine Sadreddin
Konevî kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevî çok sevdiği Mevlâna'yı
kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine, Mevlâna'nın cenaze
namazını Kadı Sıraceddin kıldırdı.
Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü
zaman sevdiğine yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe
düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen
"Şeb-i Arûs"
diyordu ve dostlarına
ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.
"Ölümümüzden sonra
mezarımızı yerde aramayınız!
Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir"
|
|
Karapınar'a 10
kilometre uzaklıktaki yaklaşık 1 kilometrekare çapa sahip, daire şeklindeki
Acı Göl, 300 metreye kadar ulaşan derinliği ile dünyanın en derin
göllerinden sayılıyor.
Sığ yerlere de sahip bir krater gölü olan Acı Göl, bölgede son yıllarda cilt
hastalıklarına iyi geldiği söylentisinin yayılması sonucu ilgi odağı haline
geldi.
Acı bir tadı olan göl suyunun, sivilce, mantar ile vücudun çeşitli
yerlerinde çıkan yaralara iyi geldiğine inanan çok sayıda hasta,
Ereğli, Aksaray, Çumra ve Karaman'dan gelerek Acı Göl'ün sığ
sularına giriyor. Genelde günü birlik gelen hastalar, giderken de
yanlarında getirdikleri kaplara doldurdukları suları, şifa bulmak
için evlerine götürüyor. |
|
Konya
İli, Selçuklu İlçesi'nde, Alaeddin Tepesi'nin batısındadır. Selçuklu Sultanı
II. İzzeddin Keykavus Devrinde Vezir Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından,
hadis ilmi öğretilmek üzere 663 H.(1264 M.) yılında inşa ettirilmiştir.
Yapının mimarı Keluk bin Abdullah'tır.
Darü-l Hadis Selçuklu Devrinin avlusu kapalı medreseleri grubundadır. Tek
eyvanlıdır. Doğusunda yer alan taçapı, Selçuklu Devri taş işçiliğinin en
güzel örnekleri arasındadır.
Giriş kemerinin iki tarafında yer alan üçer küçük sütun ve kemer
kavsarası bitkisel ve geometrik motiflerle süslüdür.
Taçkapıdan çapraz tonozlu mekâna geçilmektedir.
Cepheden bakıldığında fark edilemeyen bu mekân, binanın esas eyvanı için
simetri teşkil etmektedir. Bu mekânın yan duvarlarındaki iki adet niş
mimariye estetik kazandırmıştır
|